Delilik ne derece ölçülebilirdi ki? Yada var olduğuna bile inanmadığınız şeylerin arkasından gitmek? Reneé yaptığı şeyin doğruluğu konusunda emin değildi. Bir rüyadan yola çıkarak, gerçek olup olmadığını bile bilmeden bir hiç uğrunda ardından gitmek ne derece iyiydi bilemiyordu. Güvenden bahsetmiyordu bile bu kadar çok şeyin ardından. Mantığı olanları reddetse de peşinden gideceğini biliyordu. Kafasına koyduğu şeyi mutlaka yapardı. Belki de yetiştirilmesinden kaynaklanıyordu, bilemiyordu. Beyaz tenini ve kızıl dalgalarını örten siyah cüppe’yle kendini karanlık hissediyordu. Aradığı şey doğru olsa bile nasıl çekebilirdi ki oradaki güçleri? Zararını bile bilmiyordu ama bildiği tek şey korkarsanız kişiliğinizi asla bulamaz ve yenilirdiniz. Kaybedecek bir şeyiniz olmadığında uğraşmak daha da kolaydı. Arkanızda sevdiklerinizi bırakmıyordunuz. Kısmen.
Kulağına çalan rüzgarın melodik tınlaması, geceyi biraz olsun sakinleştiriyor gibiydi. Kış kendini iyice hissettirirken eski günleri anımsamadan geçemiyordu. Annesinin saçlarını okşayışını, gülümsediğinde içinin nasıl ısındığını ve hiçbir zaman onu bırakmayacağını söylerkenki halini… Güvende olmadığını biliyor, korunmak içinde kimseye ihtiyaç duymuyordu. Özellikle de Elflere. Hem saklandığı ve kaçtığı kişilere nasıl ailem diyebilirdi ki? Her zaman her şey istediği gibi olmasa da yaşamak güzeldi. Kendi ayaklarının üzerinde durmak, güçlü görünmek… Hayat sürekli mücadeleydi. Yaşamak bir mucize… Ölmek ise bir kaçıştı. Belki huzurlu ve her şeyden uzaktı ama bencil ve aciz insanların yapacağı türden şeylerdi. Karanlık bir sis bulutu gibi etrafını sararken, geceyle karışması zor olmuyordu. Ay’ın ışıklarından yoksun bir şekilde yürüyor, düşünceleri yavaşça karanlığa sürüklenirken bir ses onu tüm düşüncelerinden uzaklaştırmıştı. Sesi duyduğuna tam emin değildi aslında. Belki de bilinç altı yine ona oyun oynuyordu. Ne yapacağını kestiremeden beklemiş, bir şeyler duymak istemişti. Bu saatte onu biri gördüğünde, aklını kaçırmış zannedecekti ama umursamıyordu. Usulca yürürken yakınlardan gelen çıtırtıyla bir kez daha durdu ve sesin geldiği yere doğru temkinli adımlarla ilerledi. Ne göreceğini, yada ne beklediğini bilmiyordu. Bedeni her şeye hazırlanmış bir şekilde gergin ve olası bir tehlikede mücadeleye hazırdı. Bir ağacın yanına düşmüş, hızlı ve kesik nefes alışverişini düzenlemeye çalışan biri ilişmişti gözüne. Uzun boylu olduğunu seçebiliyor, yüzü ona dönük şekilde duruyordu. İçindeki panik ve adrenalin duygusu yükselmiş, koşarak erkeğin yanına diz çökmüştü. Saçları yüzünü gölgelerken duygularını da sakladığı için minnettardı. Parmaklarını usulca erkeğin teninde dolaştırdı ve usulca kendine doğru çevirdi. Parmaklarından vücuduna doğru yayılan sıcaklık gittikçe çoğalmış ve şaşkınlıkla erkeğin yüzüne bakakalmıştı. Bu nasıl olabilirdi ki? Ne sebep olmuştu bu kadar yaralanması için? Telaşlanarak yada üzülerek bir yere varamayacaktı belki kaybedebilirdi de. Ne yapacağını bilmeden parmaklarını yaralarının üzerinde gezdirdi tek tek. Vücuduna yayılan güç akımını parmaklarında hissetti ve kollarındaki erkeği ne kadar çok iyileştirmek istediğini… Dudaklarından dökülen büyülü sözlerle küçük yaraların yavaşça kapandığını gördü. Parmaklarını kusursuz yüzüne götürdü ve dudaklarındaki toprak parçalarının üzerine sürdü. ‘’İyileşeceksiniz. Sizi bırakmayacağım. ‘’
______________________________