Dallar rüzgarla beraber savrulurken Aegnor doğayla bütün olmuş, sakin adımlarla ilerliyordu. Güneş yavaş yavaş ortalıktan kayboluyordu. Akşam üstleri en sevdiği zamandı Aegnor'un. O çok az şey severdi ve bir tanesi de buydu. Ruhunu besleyecek olan nefesi aldı ve bir elf zerafetiyle ormanın içinde yürüdü. Kimi zaman sessizliği dinlemek için duruyor kimi zaman ise adımlarını hızlandırıyordu eşsiz bir hayvan görebilmek için. Saçları esinti ile beraber savruldu genç savaşçı bir ağacın en üst dalına tırmanırken. Yukarı çıkıp manzaraya baktı. En son bir kadınla birlikte olalı üç gün kadar olmuştu ve canı sıkılmaya başlıyordu. Yeni birilerini keşfetmek iyi olabilirdi. En azından can sıkıntısını giderirdi. Bu yüzden bir hana gitmeyi düşündü fakat basit kadınlar değildi kendisini tatmin eden. Daha çok içinde savaşçılık barındıranları tercih ederdi. Nedense aklına kütüphanedeki kadın geldi. Kendisine şimdiye kadar kimse onun gibi karşı koymamıştı. Bu yüzden ilgisinin ona kaydığını düşündü Aegnor. Kendisi değişik duygular hissedemeyecek kadar soğuk biriydi.
Savaşlarda büyümenin verdiği rahatlıkla ağaçtan aşağı atladı ve yürüyüşüne devam etti. Bu sırada kulaklarına sesler gelmeye başladı uzaklardan. Aniden görünmez oldu ve saldırıya uğramamak için sesin geldiği yere dikkatlice ilerledi. Yaklaşırken iyice ne olduğunu çözememenin verdiği rahatsızlık vardı üzerinde. Eli kılıçlarına gitti refleks olarak. Saldırıya hazır bir şekilde görünmez olarak ufak bir açıklığa ilerledi.
______________________________